 |
|
Biz bugünlere nasıl geldik?
Türkiye sosyal ve ekonomik gelişmeleri film gibi hızlı ve yüksek tempoda yaşıyor. İlaç sektöründe daha dün yenilikçiliği, Ar – Ge yatırımlarını nasıl artıracağımızı, yeni ilaçları gelişmiş ülkelerle yakın zamanlarda hastalarımıza nasıl sunacağımızı tartışıyorduk. Şimdi ise moraller bozuk... Endüstride en sık sorulan sorular değişti: Ne kadar küçüleceğiz? Hangi yatırımlar ertelenecek? Kaç kişi işten çıkacak?
Yazının başlığındaki soruyu tekrar edeyim: Biz bugünlere nasıl geldik?
Dilerseniz gelin önce filmin ilk yarısını hatırlayalım.
| Gün gelir küresel kriz olur, Türkiye’nin ihraç pazarları çöker. Dış pazarlara doğrudan veya dolaylı üretim yapan sektörlerde daralma başlar, işsizlik artar. Kamunun vergi ve prim gelirleri düşer. İşin kötüsü ilaç harcamaları almış başını gitmektedir. 14.6 Milyar TL’lik 2009 bütçesinin, 15.6 Milyar TL olarak gerçekleşeceği öngörülmekte, sonraki yıllar ise öngörülememektedir bile. Kamusal bakışla 2009 yazı başındaki manzara-i umumiye böyleydi.
Sonrası sektör mensuplarının malumu... Orta Vadeli Mali Plan kapsamında Bakanlar ve üst düzey bürokratlarla her biri saatler süren 9 toplantı, çözümsüzlük, ardından 18 Eylül kararname ve tebliğleri, 4 Aralık’a kadar süren yıpratıcı bir süreç ve bu kez 3-4 Aralık değişiklikleri...
Sonuçta ne oldu? sektör önce 3,3 Milyar TL daralmaya zorlandı, sonra bu daralma 3-4 Aralık düzenlemeleriyle 2,5 Milyar’a çekildi. (Kamu ise daha önce 2.4 Milyar TL olan tasarruf önlemlerinin 1,9 Milyar TL’ye çekildiğini düşünüyor. Kamudaki verileri henüz göremediğimiz için yorum yok.)
Bunun ardındaki mantık basit: “Sanayi üç yıllık Orta Vadeli Mali Planı garanti eder, o halde tam öldürmeyelim azıcık soluk alabilsin.”
Peki hesabın özeti nedir? Kararname ve tebliğ değişiklikleriyle birlikte, 2009’da verilmeyen kur farkları ve %7 daralan eşdeğer bant da göz önüne alınırsa ilaç sektöründe %25’in üzerinde bir daralma söz konusu...
Gelelim filmin heyecanla beklenen ikinci yarısına ... Bakın senaryoda neler var: Sanayi, dağıtım kanalları ve eczaneler üzerindeki olumsuz etkiler, azalan araştırma ve bilimsel yatırımlar, azalan üretim yatırımları, artan işsizlik ve iflaslar, Türkiye’ye gelemeyecekleri için faydaları uzun süre bilinemeyecek yeni tedaviler...
Tekrar soralım: Biz bugünlere nasıl geldik? Kamu ile kol kola ve sektör olarak yaptığımız tercihlerle beraber geldik.
Genel Sağlık Sigortası kapsamındaki nüfus 2004’te 49 milyon iken, 2009’da 70 milyona yaklaştı. . (Halkımıza armağan olsun. Zaten vatandaşın vergileri bizce de öncelikle sağlık, eğitim ve savunma için kullanılmalı.)
2005’ten itibaren SSK’lı ve Yeşil Kartlıların ilaçlarını serbest eczanelerden alabilmeleriyle, erişim yaklaşık %40 arttı.
Son beş yılda ülkedeki tüm ilaç harcamalarının yaklaşık %85’ini Kamu öder hale geldi.
Hekime başvuru sıklığı yılda 2,4’ten 6,3’e çıktı.
Hiç kuşkusuz artan nüfus, yaşlanma ve hastalık bilincinin yükselmesi de ilaç harcamalarındaki artışın arkasındaki doğal nedenlerimiz...
Ama bütün bunlar 2009’da tamamlanmış ve hesaplanmışken, bütçeleri niye aştık?
Buyurun çıkın muammanın içinden: Ekim 2009 IMS rakamlarına göre yılbaşından bugüne geri ödemeli ürünlerde ünite büyümesi %1’ken, TL büyümesi %17. Yani yaklaşık tedavi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre sabit kalmış, ama portföy değiştiği için ödenen bedel artmış.
Türkiye olarak da özgünlüğümüz olacak tabii: Ülke olarak hem yeni ilaçları ve tedavileri ister, hem de eskileri koruruz. Yeni ilaç için ölesiye pazarlık eder, eski ilaçların fiyatlarını sabitleriz.
TL büyümesine ilk sırada, %34 ile çoğunluğunu kanser, kalp-damar ve solunum sistemi hastalıklarının oluşturduğu, muadilleri henüz piyasaya verilmemiş yeni ve orijinal ilaçlar katkıda bulunuyor. Bu grubun tedavilerdeki kullanım ünitesi geçen yıla göre %21 arttı. Şunu da not edelim: Bu grubun bir yıl önceye göre birim fiyat değişim oranı 1:1,6.
Vatandaş Sağlık Bakanlığımıza teşekkür borçludur. Hekime ve ilaca erişimin artması ile kalp krizinden ölümler azalıyor, torunlar ninelerini, dedelerini tanıyabiliyor, kanser hastaları sevdikleri ve yaşamda tamamlamak istedikleri işler için bir şans kazanıyorlar. Ne güzel...
Büyümeye ikinci sırada katkıda bulunanlar ise öncelikle 20 yıllık ilaçlar olmak üzere, geri ödemesi olan jeneriklerdir. Bu grupların da tedavilerdeki kullanımları arttırılsın, böylece kamu maliyesine tasarruf sağlasınlar. Bu da güzel.
Güzel olmasına güzel de, geri ödemesi olan jeneriklerin Ekim sonu itibarı ile ünite büyümeleri %8, TL büyümeleri ise %25 düzeyinde... Birim fiyat değişim oranı 1:3,12. Daha pahalı jeneriklere kaymanın nedeni, havada uçuşan mal fazlaları olmasın sakın?
Yeni tedavilerin ortaya çıkmasıyla doğal olarak fiyatlarının düşmesi gereken 20 yıllık ilaçlar ise tam Türkiye’ye özgü bir konu. Bu grubun tedavide kullanılan ünite miktarı -%2 gerilerken, TL büyümesine katkısı yine de %12. Birim fiyat değişim oranının sözünü bile etmiyorum.
Bugünlere nasıl geldiğimiz ortada...
Önemli olan 4 Aralık depreminden (miladı demiyorum, çünkü tam bir enkaz olacak) sonra nasıl bir yapılanmanın ortaya çıkacağı... Önce kamu, sonra sektör belirleyecek yeni yapıyı.
Sormak isteyen için sorular belli:
Sağlıkta sosyal devlet anlayışına devam ediyor muyuz? (Dileriz öyledir.)
Harcamalarda verimsizliklere aynen devam ediyor muyuz? (Verimsizlik alanları çoktur ve tartışılması gerekir.)
İlaçta inovasyon iyi bir şey midir, ülkemizde olmalı mı? (Yorum yok.)
Yeni ilaçlar gelişmiş ülkelerle aynı anda ülkemize de gelmeli mi? (Yorumsuz, tarafsız.)
İlaçta yerel üretim stratejik midir? (Ambargo konduğunda aktif madde bulursak olur.)
İlaçta ihracat istiyor muyuz? (Fabrika var, GMP var, her şey var... İş mevzuat ile tanınmaya kaldı.)
Daha iyi gündemlerde buluşmak dileğiyle.
|