 |
|
Türkiye'de son yıllarda yapılan reformların ardından, ilaç ve sağlık hizmetlerine erişim daha önce görülmemiş ölçüde güçlendi ve yaygınlaştı. Bugün hastalarımız sosyal güvenlik kapsamında eczanelerden ilaç alıyor, özel hastanelerde tedavi görüyor, hekimlere daha kolay ulaşıyor. Şimdi önemli bir dönüm noktasındayız. Artık sağlık hizmetlerine erişimi artırmaya olduğu kadar, bu hizmetlerin kalitesini yükseltmeye ve uluslararası standartlara ulaştırmaya da odaklanmamız gerekiyor. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, bu hedefe ulaşmakta en önemli görevlerden biri ilaç sektörüne düşüyor. Geldiğimiz noktada, Türkiye'nin güçlü, yenilikçi, yatırım yapan, teknoloji geliştiren bir ilaç endüstrisine her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.
Ancak ne yazık ki endüstrimiz çok sıkıntılı ve zor bir dönemden geçiyor. İlaç şirketleri bir yandan ayakta kalmaya, bir yandan hastalarına hizmet sunmaya çalışırken, geleceğe pek de güven içinde bakamıyorlar. İlaç endüstrimiz neden sıkıntılı günlerden geçiyor, niçin yarınına güvenle bakamıyor derseniz, gelin kısaca hatırlayalım... | Türkiye krizi atlattı, ilaç sektörü krizden çıkamıyor! Türkiye, 2009 yılında küresel ekonomik krizin etkisi altına girdiğinde, kaynak ve bütçe sıkıntısı çeken Hükümetimiz, Orta Vadeli Plan (OVP) kapsamında ilaç harcamaları için global bütçe adında bir uygulama başlattı ve ilaç harcamalarına bir tavan getirildi. Bu çerçevede, global ilaç bütçesi, 2010 yılı için 14,6 milyar TL; 2011 için 15,56 milyar TL ve 2012 için 16,67 milyar TL olarak belirlendi. Ülkemizde, zaten referans ülke fiyatlarının % 66'sı ile sınırlanmış bulunan ilaç fiyatları, yapılan fiyat indirimleri sonucunda bugün Avrupa ülkelerindeki en ucuz fiyatların % 30-50 altında bulunuyor. Üstelik bütçe hedeflerinin tutturulabilmesi için de ilaç fiyatlarına 2009 sonunda % 12, 2010 sonunda ise % 9,5 oranlarında ilave indirimler yapıldı.
Kısaca özetlemeye çalıştığım bu tablonun sonuçlarını sektörümüz çok ağır bir biçimde yaşıyor. İstihdam kayıpları, iş ve yatırım planlarında revizyonlar, değişen ve aşağı çekilen hedefler ilaç endüstrisinin ortak kaderi haline geldi.
Oysa 2010 itibarı ile ülkemiz krizin etkilerinden sıyrılıp büyümeye başladı. Bu yıl da aynı olumlu gidişat devam ediyor. Ama birçok sektörde canlanma ve büyüme yaşanırken, ilaç sektörü olduğu yerde sayıyor. OVP'yi belirleyen koşullar, parametreler, büyüme beklentileri olumlu yönde değişmesine rağmen, Türkiye'nin en stratejik sektörlerinden biri olan ilaç sektörünün kaderi değişmiyor. Global İlaç Bütçesi hedefleri değişmiyor. Biz sektör olarak krizden ve durgunluktan sıyrılamıyoruz. Türkiye'deki köklü sağlık reformuna her zaman özveri ile destek veren ilaç endüstrisi artık verebileceklerinin sınırlarına dayanmış durumda.
Kur farkının yükü de ilaç endüstrisinde! Bu tasarruf önlemleri ve indirimlere ek olarak TL'nin Avro karşısında değer kaybetmesinden kaynaklanan kur farkının bütün yükünü de ilaç endüstrisi taşıyor. 13 Şubat 2009 tarihli Fiyat Değerlendirme Komitesi kararı uyarınca, Nisan 2009 itibarıyla, geçerli dönemsel Avro kuru 1,9595 TL olarak belirlenmişti. 9 Eylül 2011 itibarı ile üç aylık ortalama Avro kuru 2,41 TL'ye yükselmiş ve baz kur olan 1,9595 TL ile aralarında %23'lük bir fark meydana gelmiş, ama yeni kur değeri ilaç fiyatları ve bütçesine yansıtılmamıştır.
2009 Orta Vadeli Plan rakamlarına göre 2010, 2011 ve 2012 yılları toplam Global İlaç Bütçesi, bu bütçede belirlenen 1,9595 TL'lik kurla yaklaşık 24 milyar Avro iken bu rakam üç aylık ortalama kur çerçevesinde 9 Eylül 2011 itibariyle 19,5 milyar Avro'ya karşılık geliyor. Bir başka deyişle, Global İlaç Bütçesinde, kur farkından kaynaklanan yaklaşık 4,5 milyar Avro'luk bir erime yaşanmıştır ve bu ilave yük yine ilaç endüstrimizce taşınmaktadır.
Kamu ilaç harcamalarındaki artış sınırlı AİFD olarak uzun süredir kamunun sağlık harcamalarında ilacın payının azalmakta olduğunu vurguluyoruz. Rakamlar bu görüşümüzü doğruluyor. 2010 Ekim - 2011 Mayıs döneminde kamu reçete artışı % 10 olmasına rağmen, kamu ilaç harcamaları sadece % 1 arttı. Ocak - Mayıs 2011 döneminde kamu reçeteleri % 17 oranında artarken, reçete başı maliyette % 9,5 azalma oldu.
Hükümetimizin 2004 yılından bu yana uyguladığı "Sağlıkta Dönüşüm Programı" kapsamında gerçekleştirdiği başarılı bir dizi reform sonucunda hastaların sağlık hizmetlerine erişimi ciddi oranda artış gösterdi. 2002 yılında sağlık kurumuna başvuru sayısı yılda ortalama 2,9 iken, bu sayı 2008'de 6,5, 2010'da ise 7,6 oldu. 2008'de 48,4 milyon kişi için reçete yazılırken, 2009'da 52,7, 2010 yılında ise 52,9 milyon kişi için reçete yazıldı. Ülkemizde, bedeli kamu tarafından ödenen ilaçların kutu cinsinden miktarı 2002 ile 2010 yılları arasında % 122 arttı. 2009 yılında ekonomik kriz ile birlikte %1,7'ye ulaşan ilaç harcamalarının GSYİH'ya oranı 2010 yılında %1,38'e geriledi.
Reçete sayısı güçlü bir şekilde arttığı halde, kamu ilaç harcamalarındaki artışın bunun çok altında kalarak sınırlı gerçekleşmesi, ilaç fiyatlarında indirime gidilerek yapılabilecek tasarrufun sonuna gelindiğini de net bir şekilde gösteriyor. Bir noktayı hiç unutmamak gerekiyor. Türkiye'de sağlık harcamaları ilaç fiyatları nedeni ile artmamaktadır. Bütün verilerin gösterdiği gibi, ülkemizin sağlık harcamalarındaki artışın nedeni sağlık hizmetlerine erişimin yaygınlaşmış ve güçlenmiş olmasıdır. Dolayısıyla artık sağlık harcamalarını oluşturan diğer tedavi kalemlerinin de dikkatle gözden geçirilmesi ve bunlardaki tasarruf alanlarının tespit edilmesi gerekmektedir.
Beklenti ve Hedeflerimiz Global İlaç Bütçesi krizden hızla çıkan ülkemizin gerçekleşen, yeni OVP deflatör ve büyüme rakamları ile güncellenmelidir. 1,9595 TL'de sabitlenmiş olan Avro değerinin Bakanlar Kurulu Kararına uygun olarak yeni dönemsel kur üzerinden güncellenmesi endüstrimiz için hayati bir konudur. Fiyatlar konusunda gösterilebilecek tüm özveriyi sektörümüz halihazırda gerçekleştirmiştir.
İlaç ve ilaç hammaddesindeki KDV oranının % 1'de eşitlenmesinin, kamuya minimum yük getirerek Global İlaç Bütçe'sini destekleyeceğini ve aynı zamanda yerel üretim yapanların günümüzde uğradığı haksızlığı gidereceğini düşünüyoruz Ayrıca, Türkiye'nin kısıtlı kaynaklarını en iyi şekilde kullanacak bir bütçe için yapısal reform ve düzenlemelerin yapılması gerektiğini de bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Yazımın başlarında verdiğim mesajı, yazıyı bitirirken tekrarlamakta fayda görüyorum. Hükümetimizin "Sağlıkta Dönüşüm Programı" kapsamında gerçekleştirdiği başarılı reformlar sonucunda ülkemizde ilaç ve sağlık hizmetlerine erişim hayli güçlendi. Şimdi yapılması gereken bu hizmetlerin kalitesinin yükseltilmesi ve özellikle yenilikçi tedavilere erişimde ABD ve Avrupa ile aramızda giderek büyüyen farkın kapatılmasıdır.
Bu iddialı ancak bir o kadar gerekli adımı hayata geçirmek için , Türkiye ilaç endüstrisine de önemli bir görev düşmektedir. Ancak, endüstrimiz yatırım ve büyüme hedeflerini belirlerken uzun vadeli, şeffaf ve öngörülebilir hükümet politikalarına ve desteğine gereksinim duymaktadır. İlaç endüstrisinin içinde bulunduğu darboğazdan çıkması ve bir kez daha geleceğe güvenle bakabilmesi gerekiyor.
Yaşamakta olduğu sorun ve darboğazları, ülkemiz sağlık sektörü adına ortak bir hedef uğrunda çözüme kavuşturabilmişbir ilaç endüstrisi, Türkiye için gerekli teknoloji yatırımlarını yapacak, daha fazla değer yaratan ürünleri hastalara sunacak ve böylelikle yaratacağı ihracat kapasitesiyle uluslararası rekabette ülkemizi daha ileri noktalara taşıyacaktır.
Türkiye'de onkoloji ilaçları, biyoteknoloji ürünleri gibi alanlardaki yatırımların artırılması, yenilikçi yatırımların en büyük getirilerinden olan küresel bilgi ve teknoloji transferleri, küresel Ar-Ge ağlarına katılım olanakları ile araştırmacıların geliştirilmesi ve Ar-Ge fonlarının ülkeye aktarılması uzak bir düş değildir.
Son olarak, Türkiye'nin yaygın ve yüksek kalitede sağlık hizmeti sunan ve yüksek katma değerli ilaçların üretilerek ihraç edildiği bir ülke haline gelmesi için AİFD'nin , Hükümet ve tüm sektörel paydaşlarla işbirliği içinde çalışmaya istekli ve hazır olduğunu vurgulamak istiyorum.
9 Eylül 2011 |