AIFD
TR EN    
Ana Sayfa » SEKTÖREL BİLGİLER » Sıkça Sorulan Sorular
Sıkça Sorulan Sorular Yazıcıya gönder.
Soru : ‘Jenerik’ ilaç nedir?

Cevap : Orijinal ilacın yasal koruma süresinin dolması ile birlikte, ilaç şirketleri, orijinal ilacın benzerlerini piyasaya sürebilirler. Bu ilaçlar, ‘jenerik ilaç’ olarak adlandırılırlar. Jenerik ilaç, orijinal ilaçla aynı etken maddeyi, aynı miktarda içermelidir. Aynı formülasyonda ve farmasötik şekilde olmalıdır. Orijinal ilaçla biyoeşdeğer olduğunun kanıtlanmış olması gerekmektedir.
Soru : ‘Orijinal’ ilaç nedir?

Cevap : Orijinal ilaç, uzun araştırmalar, laboratuar ve klinik çalışmalar sonucu belli bir hastalık üzerinde olumlu etki yaptığı kanıtlanmış, temeli patentli bir moleküle dayanan ve daha önceden benzeri olmayan yeni ilaçlar için kullanılan uluslararası terimdir.
Soru : AİFD üyesi olmayan firmalar araştırma yapmıyor mu?

Cevap : Bu firmalar ağırlıklı olarak jenerik ilaç üretimi yaparlar. Yani araştırmacı firmaların geliştirdiği ilaçların biyoeşdeğerliliği kanıtlanmış jeneriklerini üretirler. Elbette bu, hiç araştırma yapmadıkları anlamına gelmez. Ancak Ar – Ge çalışmaları, bu firmalarda araştırmacı firmalarda olduğu gibi temel öneme sahip değildir.
Soru : AİFD’nin etik tanıtım uygulamaları konusunda sürdürdüğü çalışmalar nelerdir?

Cevap : İlaç sektörünün gündemindeki en önemli konulardan biri, etik tanıtım ilkeleridir. Etik tanıtım, AİFD’nin kuruluşundan itibaren öncelikle ele aldığı konular arasında yer almıştır.

AİFD’nin kuruluşundan üç ay sonra, Nisan 2003’te, Bakanlığın isteği üzerine, Tanıtım Yönetmeliği Taslağı çalışmalarına başlandı. 23 Ekim 2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik’in yanı sıra, Yönetmeliğe de temel alınan AB Direktifi, (2001/83/; 2004/27/EC), Dünya Sağlık Örgütü Etik Tanıtım İlkeleri, Türk Tabipler Birliği Hekim ve İlaç Tanıtım İlkeleri ve üyesi bulunduğumuz uluslararası ilaç üreticileri birlikleri (IFPMA ve EFPIA) kurallarını göz önünde tutarak, AİFD Tanıtım İlkeleri’ni hazırladık. Çalışmalarımız sırasında, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) Tanıtım Kılavuzu’nun 1990’dan bu yana yansıttığı birikimi de göz ardı etmedik.

1960’lı yılların başından beri ülkemizde gerçekleşmiş başarılı tanıtım uygulamaları; Türk Tabipler Birliği, Türkiye Eczacılar Birliği gibi meslek kuruluşlarının yayınları, uyarıları, şikayetleri, Büyük Britanya İlaç Üreticileri Birliği (ABPI-Association of British Pharmaceutical Industry)’nin 50 yıllık bir deneyimi yansıtan tanıtım ilkeleri ile AB mevzuatı bizim çalışmalarımıza ışık tuttu ve tutmaya da devam ediyor. AİFD ilkelerinin ilk metni, 28 Ocak 2004’te AİFD Yönetim Kurulunca onaylandı ve 1 Nisan 2004’te de yürürlüğe girdi. İlkeler, Ağustos 2004’te daha geniş açıklamaları ve tanıtım konusunda daha fazla kısıtlamaları kapsayacak şekilde yenilendi.

EFPIA’nın (Avrupa İlaç Üreticileri Dernekleri Federasyonu) Kasım 2004’teki yeni kuralları ile 2004’e kadar yayımlanan ilgili AB direktifleri ve üyelerimizden gelen uyarıları dikkate alarak, Kasım 2005’te AİFD Etik Tanıtım İlkeleri’nin ikinci baskısını yayımladık. İlkeler, Türkçe ve İngilizce olarak yayımlandı. Bundan başka, tanıtım elemanlarının kolaylıkla başvuracağı kısaltılmış bir cep kılavuzu da, Eylül 2004’te 11.000 adet basılıp tüm üye firmaların satış ekiplerine dağıtıldı.
Soru : Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) kimdir?

Cevap : AİFD, Türkiye’de faaliyet gösteren araştırmacı ilaç firmaları tarafından 2003 yılında kurulmuştur. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) 38 çokuluslu araştırmacı ilaç firmasını temsil etmektedir.
Soru : Araştırmacı İlaç Firmaları’nın amacı nedir?

Cevap : Amacımız, Türk insanının yeni ve orijinal ilaçlara erişimini sağlamaya ve Türkiye’de sağlık sektörünün sorunlarına etkin çözümler bulunmasına katkıda bulunmaktır. Sağlık sektöründe, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinden alınan sonuçların hastaların yararına değerlendirildiği, yenilikçi ve etkin sağlık hizmetlerinin tüm topluma sağlanabildiği bir ortamın hayata geçmesi için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.
Soru : Araştırmacı İlaç Firması olmak ne demektir?

Cevap : Araştırmacı ilaç firmaları yeni ilaç ve tedavileri keşfetmek için çalışırlar. Bu onbinlerce bilimadamının yıllar boyu süren araştırmaları için kaynak, teknoloji ve çalışma ortamı sunmak demektir.
Soru : Biyoeşdeğerlik ne demektir?

Cevap : Biyoeşdeğerlik; aynı veya benzer farmasötik şekle sahip iki ilacın eşdeğer etkilere sahip olmasıdır.

Biyoeşdeğerliğin gösterilmesi için ilaçların disintegrasyon ve dissolüsyon testleri ile genellikle 24 sağlıklı gönüllüde ilaçların maksimum plazma konsantrasyonları (Cmaks), Cmaks’a ulaşma zamanları (tmaks) ve ilaçların plazma konsantrasyonu -zaman eğrisi altında kalan alanları (AUC0-∞) karşılaştırılır.
Soru : Biyoyararlanım ne demektir?

Cevap : Biyoyararlanım; uygulanan ilaçtan sistemik dolaşıma değişmeden geçen miktarın oranını belirtmek üzere kullanılır. Biyoyararlanım belirlenirken genellikle her ilaç için 12 sağlıklı gönüllüde tek doz uygulama yapılır ve uygulama anından ilacın eliminasyonu tamamlanana kadar geçen süre içinde ilacın plazma konsantrasyonu zaman eğrisi çıkarılır.
Soru : Fikri Mülkiyet Hakları ve Veri Korumasının Uygulanması neden önemlidir?

Cevap : Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yüksek maliyetinin yanı sıra uzun soluklu ve zahmetli olması araştırmacı ilaç firmalarının aldıkları riskleri artırmaktadır. Ortalama 12-13 yıl ilaç araştırma-geliştirme faaliyeti onbinlerce molekülün taranması ve zahmetli, uzun soluklu bir geliştirme sürecini kapsamaktadır. Bir ilacın, molekülün keşfinden raflara çıkmasına kadar olan sürecin maliyeti yaklaşık olarak ortalama 900 milyon Euro civarındadır.

Milyonlarca dolarlık Ar-Ge yapan araştırmacı ilaç firmalarının bu yatırımı karşılayabilmeleri ve yeni araştırmalar için kaynak yaratabilmeleri için fikri mülkiyet haklarının hukuk kuralları çerçevesinde korunması büyük rol oynamaktadır.

Mülkiyet Hakları çerçevesinde patent ve veri korumasının uygulanması ilaç sektöründe Ar-Ge’yi teşvik eden en önemli unsurlardan biridir. Patent en fazla 20 yıl süreyle ilacın jeneriğinin üretilmemesini sağlar. Veri koruması ise, yeni bir ilacın ilk ruhsat başvurusunu takip eden 6 yıl boyunca, resmi kurumların o ilacın verilerini diğer şirketlerle paylaşmamasını öngörmektedir. Veri münhasıriyeti 20 yıllık patent süresine eklenmez. Eğer ilaç patent koruması altında iken 14. yılda ruhsat alırsa 6 yıllık veri münhasıriyeti devreye girer ve 20 yıllık patent süresi içerisinde değerlendirilir.

Ülkemizde ilaç firmalarının uzun vadeli yatırım planları yapabilmeleri ve Türkiye’nin küresel düzeyde doğrudan yatırımları çekebilmesi için fikri mülkiyet haklarının uluslar arası standartlarda uygulanması son derece önemlidir.

Çin ve Hindistan bu konuda iki çarpıcı örnek oluşturmaktadır.

Çin, son yıllarda uluslararası yatırımları çekebilmek için bir yandan önemli teşvikler sağlarken, bir yandan da fikri mülkiyet haklarının korunması konusunda uluslararası standartları benimsemektedir.

Hindistan da yine aynı şekilde son yıllarda fikri mülkiyet haklarına verdiği önemi artırmış ve neredeyse klinik çalışmaların merkezi haline gelmiştir. Bu çok hızlı büyüyen yan sektörde yılda 100 milyon dolara yakın yatırım çekmektedir. Önümüzdeki 4 sene içerisinde bu gelirin 1,5 milyar dolar olması hedeflenmektedir.
Soru : Fikri mülkiyet haklarını güvence altına alan yasaların "Daha pahalı ilaç satın almak zorunda kalacağız" şeklinde anlaşılması doğru mu?

Cevap : Burada öncelikle satın alınacak ilacın tedavi hedeflerine ulaşıp ulaşmayacağını, hastanın yaşam kalitesini yükseltip yükseltmeyeceğini düşünmek gerektiğine inanıyoruz. Jenerik ilaçlar yüksek Ar-Ge maliyetleri olmadan üretilebildikleri için orijinal ilaçların fiyatları jenerik ve kopya ilaçlardan doğal olarak daha yüksektir. Orijinal bir ilacın keşfi, uzun ve maliyetli bir araştırma- geliştirme süreci gerektirmektedir. Veri koruması, bu uzun ve zahmetli araştırma ve geliştirme süresi sonucunda keşfedilen yeni ilacın ruhsat başvurusu yaptıktan sonra 6 yıl boyunca o ilacın araştırma verilerinin diğer firmalarla paylaşılmaması anlamına gelmektedir. Veri koruması, ilaçların daha pahalı olması anlamına gelmemektedir.
Soru : Fikri mülkiyet haklarının korunmasının hastalar açısından önemi nedir?

Cevap : Fikri mülkiyet haklarının sağlıklı bir şekilde uygulanması yenilikçi ilaç ve tedavilerin geliştirilmesinde büyük rol oynar. Hastaların da bu ilaç ve tedavilere erişimi güçlenir. Fikri mülkiyet haklarının uygulanmaması ise Ar – Ge faaliyetlerini yavaşlatacak, hastaların yeni ilaç ve tedavilere erişimini zorlaştıracaktır.
Soru : Hükümet’in ilaç sektöründe son yıllarda attığı adımları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda hangi değişimler yaşandı?

Cevap : 2005 yılında yapılan değişiklikler sonucunda, sunulan sağlık hizmetlerinde önemli iyileşmeler gerçekleşmiş, hastaların ilaca erişimi ciddi oranda artmıştır. Olumlu gelişmeleri şöyle sıralamak mümkündür:

• 10 milyona yakın yeşil kart sahibi ayakta tedavi ve ilaç erişimine kavuştu, 34 milyon SSK’lı serbest eczanelerden ilaç alabilir oldu. Böylece toplamda 44 milyon kişinin ilaç ve tedavilere erişimi arttı.

• Kutu bazında ilaç kullanımı 2005 yılında %17, 2006 yılında %13 arttı.

• Türk ilaç endüstrisinin gönüllü olarak yaptığı indirimler sonucunda kamu ilaç harcamalarında gerçekleşen reel artış 2005 yılında %3, 2006 yılında ise %5 düzeyinde oldu. Kamunun ilaç harcamalarında ciddi bir tasarruf sağlandı.

• Devlet, hastaların yararına olarak daha çok ilacı YTL bazında daha düşük maliyetle temin etti. Bir yandan önemli toplumsal sağlık kazanımları elde edilirken, kamu maliyesi üzerindeki yük düşürüldü. Bunların yanı sıra SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi ve özel hastanelerin SSK ve diğer sigortalılara açılması da sağlık hizmetlerinin topluma yaygınlaştırılması açısından çok önemli bir adım olmuştur.
Soru : İlaç Tanıtımı Nedir? Ne gibi etkinlikleri kapsamaktadır?

Cevap : İlaç tanıtımı yeni çıkan bir ilacın temel özelliklerinin hekimlere ve eczacılara tanıtılmasını kapsar. İlaç mümessilleri tarafından yürütülen bu çalışmayla doktor ve eczacılar ilaç sektöründeki yeni gelişme ve tedaviler hakkındaki bilgilerini güncelleme ve geliştirme olanağı bulurlar. Bu bakımdan, hasta sağlığı açısından çok önemli boyutları olan bir görevdir.
Soru : İlaçta araştırma-geliştirme faaliyetleri ve yatırım ortamı arasındaki bağ nedir ?

Cevap : Dünyadaki örneklere baktığımızda, ulusal ekonomilerde ilaç sektörü ve Ar-Ge çalışmalarının gittikçe daha fazla önem kazandığını görüyoruz. Devletler bu çalışmaları destekleyici çeşitli teşvik politikaları uygulamaktadırlar. Bu teşvik politikalarını uygulayan ülkelerde ilaç sektörü yatırımları artmaktadır. İlaç sektöründe Ar-Ge diğer sektörlere kıyasla daha önemli bir role sahiptir. Bir örnek vermek gerekirse ilaç endüstrisindeki Ar-Ge çalışmalarına aktarılan kaynağın toplam hacmi 2004 yılında 60 milyar doları aşmıştır. Yapılan hesaplamalara göre, 2010 yılında bu rakamın ikiye katlanması beklenmektedir.

Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yüksek maliyetli olmasının yanı sıra uzun soluklu ve zahmetli olması araştırmacı ilaç firmalarının aldıkları riskleri artırmaktadır. Ortalama 12-13 yıl arasında değişen ilaç araştırma-geliştirme süreci sonucunda bir ilacın eczane raflarına ulaşabilmesi için binlerce molekülün taranması ve uzun soluklu bir geliştirme sürecinden geçmesi gerekmektedir.

Bütün bu süreçlerin sonucunda keşfedilen yeni bir ilaç, hastalara daha yeni, etkin ve daha güvenli bir tedavi yöntemi sunar. Daha etkin ve daha güvenilir olan yeni ilaçların ekonomik değerleri ve bu değerin ekonomiye katkıları da küçümsenmeyecek kadar ciddi olmaktadır.

Yaklaşık bir hesaplamayla, bir ilacın molekülden ilaca kadar olan serüveni yaklaşık olarak ortalama 900 milyon Euro civarındadır. (Kaynak: EFPIA – Avrupa İlaç Endüstrileri ve Birlikleri Federasyonu web sitesi).

Uzun vadeli Ar-Ge yatırımlarının yapılabilmesi için yalnız jenerik ilaçların desteklendiği politikalar uygulanmamalıdır. Yenilikçiliğin önünü kesen bu tür uygulamalar, orta ve uzun vadede ülkemizin yenilikçi ve araştırmacı ilaç firmalarının yatırımlarını olumsuz etkileyebilecektir. Bir süre sonra hastaların daha etkin ve güvenilir olan yenilikçi ilaçlara ulaşmasını engelleyecektir.

Ülkemiz halen dünyada Ar-Ge’ye yapılan yatırımların yalnız binde birini çekebilmektedir. Yatırımların ülkemize gelmesi beraberinde bilgi ve teknoloji transferi de sağlayacaktır.

İlaç sektörünün ileriye gitmesi için stratejik bir yaklaşım ve vizyon ile geliştirilen politikalar gereklidir. Bu bakımdan İrlanda iyi bir örnektir. İrlanda ilaç politikalarında şeffaflığı ve yenilikçiliği benimsemiş, uzun vadeli yatırımları teşvik etmiştir. Şeffaf, elverişli ve etkin bir düzenleyici ortam oluşturulması, ülkedeki eğitim politikalarının bile yatırım çekilmek istenen endüstrilere alt yapı sağlayacak şekilde şekillendirilmesi İrlanda’nın vizyonunu ve kararlılığını göstermektedir. Bugün, İrlanda 48 milyar dolarlık ilaç ihracatıyla Avrupa’nın ilaç üreticisi konumundadır. İrlanda’nın fert başına düşen yıllık geliri 36 bin doları bulmuştur.

İrlanda’da toplam ilaç harcamaları 1.21 milyar Euro düzeyinde gerçekleşirken, sektörde faaliyette bulunan firmaların İrlanda Hükümetine ödedikleri yıllık vergiler 3 milyar Euro civarındadır. Yani İrlandaki ilaç sektörü vergi anlamında, tükettiği ilaç miktarının üç katı katma değer yaratmıştır. Devlet sektörden aldığı vergi ile ülke içinde yapılan ilaç harcamalarını karşılamaktadır.

İrlanda’nın 2004 yılında kimyasallar hariç yalnız ilaç ihracatı 17 milyar Euro iken, Türkiye’nin ilaç ihracatı yalnız 316 milyon Euro’dur. Bugün ilaç İrlanda’nın toplam ihracatının 1/3’ünden fazlasını oluşturmaktadır.

İrlanda’da toplam Ar-Ge yatırımlarının GSYH içerisindeki payı yüzde 1.1 iken, ülkemizde bu oran 0.6’dır.

Bir zamanlar sürekli dışarıya göç veren Avrupa’nın en yoksulu olarak anılan bu ülke artık Avrupa’nın Lüksemburg’tan sonra en zengin ülkesidir.

Ülkemizin de bu başarıdan örnek almaması için hiç bir sebep yoktur. Ar–Ge’nin teşvik edildiği, adil rekabet koşullarının bulunduğu ve şeffaflığın temel ilke olduğu bir ortamda Türkiye de ilaç endüstrisinde önemli bir sıçrama yapabilecek durumdadır. Bunun için yatırım ortamını iyileştirecek adımların atılması ve
Soru : Jenerik ilaç veya kopya ilaç ne demektir?

Cevap : Orijinal ilacın patent süresi ve veri koruma süresi bittikten sonra, hukuksal ve bilimsel koşullara uygun olarak aynı etken maddeye sahip benzeri üretilir. Buna jenerik ürün denilir. Orijinal bir ilacın veri koruma süresi bitmeden yapılan taklitleri ise ancak kopya ilaçlar olarak adlandırılabilir. Bunlar genellikle biyoeşdeğerliklikleri kanıtlanmamış ve sağlık açısından risk oluşturabilen ürünlerdir.
Soru : Neden AİFD olarak fikri mülkiyet haklarına öncelik veriyorsunuz?

Cevap : Fikri mülkiyet haklarının uluslararası standartlarda korunmaması nedeniyle bugüne kadar Türkiye’nin sadece ilaç sektöründe değil, pek çok başka sektörde de önü kapandı. Geçmişte yıllarca Türkiye’ye yeterli miktarda yabancı sermayenin gelmemesi ve kalıcı yatırımlar yapılmamasının öncelikli nedenlerinden biri buydu. Son yıllarda 19. Hükümetimiz bu alanda doğru adımlar atmıştır. Ancak fikri mülkiyet haklarında uluslararası standartlara kavuşmak için ülkemizde daha yapılacak çok iş var. Bu süreç tamamlanmadan, Türkiye’de ilaçta Ar – Ge ve üretim yatırımlarının artması, adil rekabet ortamının tam olarak kurulması mümkün değildir. Yenilikçi ilaç ürünlerinin fikri mülkiyet haklarının (patentler, ticari markalar ve tüm ilaç ruhsat verilerinin korunması dahil olmak üzere) etkin olarak korunması, kaliteli bir sağlık hizmeti için şarttır. Patent hakları korunmadığı takdirde klinik çalışmalar fazla ilerleyemez ve hastaların yaşamını kurtaran birçok ilaç eczane raflarında yer alamaz.
Soru : Orijinal ilaç ile jenerik ilaçların eşdeğer olması ne demektir?

Cevap : Jenerik ilaçlar, ruhsat veren yetkililerin, orijinal ilaçla benzer etki gösterdiğine inandıkları için satışına izin verdikleri ilaçlardır. Jenerik ilaç orijinal ilaçla aynı etken maddeyi aynı miktarda içermeli, aynı formülasyonda olmalı (tablet, kapsül veya ampul şeklinde) ve hasta üzerinde aynı etkiyi yapmalıdır. Bundan yaklaşık 20 yıl öncesine kadar, aynı miktardaki etken maddenin aynı etkiyi gösterdiği ve bu anlamda eşdeğer olduğu kabul edilirdi. Ancak bugün jenerik ilaçlara ruhsat vermek için, ilacın vücutta dağılımı (biyoeşdeğerlilik) ve birikiminin (biyoyararlanım) de orijinal ilaçla aynı olduğunun kanıtlanması gerekiyor.

Türkiye’de geçmişte jenerik olarak satış ruhsatı almış pek çok ilaç, biyoeşdeğerliliklerini kanıtlayan çalışmalar sunamadıkları için Sağlık Bakanlığı tarafından piyasadan kaldırılmıştır.

Ayrıca biyoloji ve genetik alanlarındaki en son gelişmelere dayanan biyoteknoloji ürünü ilaçların jeneriklerinin olup olamayacağı da bugün tartışmalı bir konudur. Biyoteknoloji ürünü jenerik ilaçların, aynı etken maddeyi içerseler bile orijinal ilaçların geçtiği süreçlerden geçerek ruhsat almaları gerektiği yönünde görüşler halen tartışılmaktadır.
Soru : Sahte ilaç nasıl anlaşılır?

Cevap : Ürün son derece düşük bir fiyattan satılıyorsa, buna dikkat etmek gerekir. Çıkarılmış ve değiştirilmiş ürün etiketine dair işaretler olup olmadığını, örneğin son kullanım tarihinin değiştirilip değiştirilmediğini kontrol etmek de yararlıdır. Sahtecilerin yaygın bir uygulaması orijinal etiketi çıkarıp bunu sahte etiketle değiştirmektedir. Bunu yapmak için çakmak gazı, aseton veya kabın üzerinde yapışkan bir kalıntı bırakabilecek başka bir çözelti kullanırlar. Ayrıca, etiketin kenarlarında renkler çözeltiden dolayı solmuş ve uçmuş olabilir. Sahteciler genellikle vadesi dolmak üzere olan ürünleri satın alıp etiketleri değiştirir. Bu bakımdan ürün ambalajında kurnazca yapılmış değişiklikler aramak, daha önceden satın alınan ürünlerle karşılaştırmak gerekir. Ambalajlarda, kağıt dokusu, etiketlerin boyutu ve kalınlığı, ayrıca kağıdın parlaklığı veya cilasında farklılık olup olmadığı da incelenebilir. Yazı karakteri ve karakter boyutu, baskı rengi veya kabartmalı baskılardaki farklılıklar sahte ilacın işaretleri arasındadır. Sahte bir ilaç tespit edildiğinde, doktora, satın alınan eczaneye, ilacın meşru üreticisine ve Sağlık Bakanlığı'na bilgi vermek gerekir.
Soru : Sahte ilaç nedir?

Cevap : Saf olmayan, eksik ya da hatalı aktif madde içeriğine sahip olan ilaçlar ile kullanım süresi geçtiği halde bunun gizlenerek satıldığı ilaçlar sahte ilaç olarak nitelendirilmektedir.
Soru : Sahte ilaç satışı nasıl önlenebilir?

Cevap : Hastalar ilaçlarını düzenli olarak gittikleri eczanelerden almalı ve İnternet’ten kesinlikle ilaç satın almamalıdırlar. Ayrıca ilaç dağıtım kanalları iyi denetlenmeli, güvenilir olmayan depolardan alım yapılmamalıdır. Son olarak sahte ilaç üreticilerine yönelik yasal cezai yaptırımların daha caydırıcı olması gerekmektedir.
Soru : Sahte ilaç sorunu dünyada ne kadar yaygındır?

Cevap : Dünya Sağlık Örgütü'nün tespitlerine göre dünyadaki ilaçların yüzde 6'sı sahtedir. ABD'de lipit düşürücülerden kanser ilaçlarına kadar geniş bir yelpazede sahte ilaçlar tespit edilmiştir. Ülkemizde ilaç dağıtımı genel olarak güvenli olmakla birlikte, bazı gelişmekte olan ülkelerde ilaçların yüzde 50'sinin sahte olduğu tahmin edilmektedir. Bu oran Afrika kıtasında yüzde 80'lere kadar çıkmaktadır. Özellikle, yüksek satış oranlarına sahip ilaçlar taklit edilmektedir. Örneğin, Afrika'daki Sıtma ilaçlarının çoğunun sahtesi yapılmaya çalışılmaktadır. Bu sahte ilaçların çoğu Hindistan ve Çin'de üretilmektedir.
Soru : Sahte ilaçların ne gibi olumsuz etkileri olabilir?

Cevap : Global sağlık otoriteleri sahte ilaçların neden olduğu bir çok ölüm ve hastalık vakası olduğunu belirtmiştir. Sahte maddeler veya eksik tedavi, beklenmedik advers reaksiyonlardan toksisiteye veya anaflaksiye kadar uzanan durumlardan dolayı bireylere zarar verebilir. Yaşamı tehdit eden bu ilaçlar Afrika ve Asya'da ölümlere neden olmuştur. Ayrıca, sahte ilaçların meşru tedarik zincirine girmesi durumunda, ulusal sağlık sisteminin güvenilirliği de zedelenebilir, çünkü hastalarda tamamen güvenli tedavilere karşı mantıksız bir korku gelişebilir.
Soru : Türkiye’de ilaç Harcamaları diğer sağlık harcamalarına göre yüksek midir?

Cevap : Bu konuda tartışmalar ve belirsizlikler bulunmaktadır. Kamu sağlık harcamaları ile ilaç harcamalarını karşılaştırmak ve oranlamak konusunda bazı güçlükler vardır. Türkiye’de toplam ilaç harcamalarının genel sağlık harcamalarına bilinen oranı % 25 civarındadır. (OECD metadolojisine dayanarak yapılan Ulusal Sağlık Hesaplarına göre). Bu oran OECD ölçütlerine göre yüksek görünmektedir.

Türkiye’deki kamu sağlık harcamalarının oranı toplam sağlık harcamalarına göre son 4 yılda yüzde 41.2 oranında artmasına karşın, Türkiye kişi başına düşen yıllık kamu sağlık harcamasında 232 dolarla OECD ülkeleri arasında en az sağlık harcamasıyla Meksika’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. OECD ülkeleri arasında kişi başına kamu sağlık harcaması en yüksek olan ülkeler ise 5360 dolar ile Lüksemburg ve 4 bin 512 dolarla Norveç. OECD ülkelerinin ortalama kamu sağlık harcaması ise 2 bin 23 dolar düzeyinde seyrediyor.

Ülkemizde ilaç harcamalarının yüksek görünmesinin en önemli nedenlerinden biri genel sağlık hizmetlerinin sübvanse edilmesidir.  Buna neden olan belli başlı noktaları şöyle sıralayabiliriz:

• Türkiye’de nüfus başına hekim ve hasta yatağı sayısının OECD ülkelerine oranla çok daha düşük olduğu, dolayısıyla olması gerekenden daha az sayıda doktor başvurusu gerçekleştiği, aynı zamanda da doktor başına yüksek hasta yoğunluğu olduğu açıktır. Bu da sağlık hizmet ihtiyacının daha ağırlıklı olarak eczanelerden edinilebilen ilaçlarla karşılanması ile sonuçlanmaktadır.

• Türkiye’de sağlık hizmeti üretim unsurlarının (başta iş gücü, hizmet, laboratuar gibi) maliyet ve fiyatlarının dünya ortalamalarına göre önemli ölçüde düşük kaldığı göz önüne alınmalıdır.

• Türkiye’de kamu sağlık hesapları, OECD’den farklı olarak, hastanede kullanılan ilaçları da ilaç harcamaları içinde göstermektedir. Oysa OECD ülkelerinde bu kalem, hastane tedavi harcamaları arasında değerlendirilmektedir. Ayrıca hastaneler ilaçları ihale yoluyla düşük fiyattan alırken, kurumlara piyasa fiyatları üzerinden fatura etmektedirler. Böylece hem toplam sağlık harcamaları hem de özellikle kamu sağlık harcamaları içinde ilacın payı yapay olarak yüksek görünmektedir.

• Diğer OECD ülkelerinde “yatan hastalar” için kullanılan ilaçlar hastaneler tarafında temin edilip hastaya kullandırılırken, Türkiye’de yatan hastaların %30’unun ilaçlarının hastalara serbest eczanelerden aldırılması söz konusudur. Yatan hasta ilaçlarının OECD’de ilaç harcaması olarak değil, genel sağlık harcaması içinde sayıldığı göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’de ilaç harcamasının istatistiksel olarak yüksek görünmesinin bir nedeni daha ortaya çıkmaktadır.

• Kamu geri ödeme kurumları hastane hizmetleri için kamu sağlık kuruluşlarına (SB ve Üniversiteler) önemli oranda sübvanse edilen fiyatlar üzerinden ödeme yapmaktadırlar. Kaba bir hesaplama ile bu sübvansiyonun en az %35 olduğu anlaşılmaktadır. Sübvansiyon yükü genel bütçeden Sağlık Bakanlığı ve üniversiteler tarafından karşılanmaktadır. Ancak bu yük kamu geri ödeme kurumlarının sağlık harcamaları hesaplarına yansıtılmamaktadır. Bu da kamu sektöründeki ilaç/toplam sağlık harcaması oranının ilaç aleyhine yüksek çıkmasına yol açmaktadır.

• Türkiye, OECD ülkelerinden farklı olarak, son yapılan kısmi düzenlemelere karşın OTC ilaçların çok büyük bir kısmını reçeteli ilaçlar ile aynı seviyede geri ödemeye devam etmektedir. Bu da diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’de kamu ilaç harcamalarını oransal olarak yükseltmektedir.
Soru : Türkiye’de orijinal ilaçlar pahalı mıdır?

Cevap : Ülkemizdeki orijinal ilaçlar Avrupa’nın en ucuzudur. Ülkemizde hastalar orjinal ilaçlara Avrupa’daki hastalardan daha ucuza ulaşabilmektedir.

Şubat 2004’ten itibaren “referans fiyat sistemi” uygulamasına geçilmiştir. AB’ye uyum çerçevesinde çıkartılan yeni yönetmelik ile Avrupa Birliği’nde ilaç fiyatlarının en ucuz olduğu 5 ülkedeki ilaç fiyatları arasındaki en ucuz olanlar baz alınmaktadır. Bu ülkeler halen İtalya, İspanya, Yunanistan, Portekiz ve Fransa olarak belirlenmiştir. Bir ilaç bu beş ülkeden hangisinde en düşük fiyata satılıyorsa, ülkemiz için o fiyat referans alınmaktadır. Türkiye’de orijinal ilaç fiyatları referans alınan 5 ülkenin en ucuzundan ortalama %26 daha ucuzdur.
Soru : Türkiye’deki ilaç sektörünün bugünkü durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap : Türkiye bugün dünyanın önde gelen ilaç pazarlarından birine sahiptir. İlaç piyasası 2006 yılında Amerikan doları cinsinden yaklaşık %10luk bir büyüme göstererek, tüketici fiyatlarıyla 9,9 milyar Amerikan doları düzeyine ulaşmıştır. Ülkemizin artan nüfusunun sağlık ihtiyaçlarını ve toplumun daha geniş kesimlerinin ilaca erişiminin artması gereğini göz önüne aldığımızda bu piyasanın önümüzdeki yıllarda da büyümeye devam edeceği açıktır.

Türkiye’nin son yıllardaki başarılı ekonomik performansı pek çok sektörü olduğu gibi ilaç sektörünün gelişimini de olumlu etkilemiştir. Pazarın sunduğu fırsat ve potansiyeller pek çok uluslararası ilaç üreticisini Türk firmalarıyla ortaklıklar kurmaya teşvik etmiştir. Özellikle jenerik ilaç firmalarında son birkaç yılda yoğun bir satın alma – birleşme dalgasına tanık olundu.

Bugün gelinen noktada ülkemiz ilaç sektörünün belli bir sanayi tabanı oluştuğunu, iç pazardan çok daha fazlasına yetecek üretim kapasitelerinin bulunduğunu ve ciddi bir büyüme hamlesinin eşiğinde olduğunu söyleyebiliriz.

Sektörün yaklaşık yüzde 53’sini uluslararası araştırmacı ilaç firmaları oluşturmaktadır. Bu firmaların dışında, saygın jenerik ilaç üreticilerinin ve bunların yanı sıra Türkiye’de fikri mülkiyet haklarının yeterince korunmamasından yararlanan kopya ilaç üreticilerinin de sektörde önemli bir yeri bulunmaktadır.

Türk ilaç sanayii 100’den fazla ülkeye ihracat yapmaktadır. Türkiye’de 3100 çeşit ilaç üretilmekte olup hastaların yaş durumuna göre veya hastalığın seyrine göre gereken dozlarda veya farmasötik şekillerde hazırlandığında bu sayı 7200 civarına ulaşmaktadır. 2004 yılında yaklaşık 3.4 milyar Dolar olan ilaç üretimi 2005 yılında 4.4 milyar Dolara ulaşmıştır.

2006 yılında ilaç ihracatı yüzde 11 oranında artarak, 336 milyon Dolar civarında gerçekleşmiş, ithalat ise 3.2 milyar Dolar olmuştur.

Türk ilaç sektörünün gelişme sürecini hızlandırması için Ar – Ge ve ileri teknoloji odaklı daha fazla yatırımın gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu alanda ülkemize çekilecek uluslararası yatırımlar büyük önem taşımaktadır. Yatırım ortamının daha da iyileştirildiği, şeffaf ve öngörülebilir politikaların uygulandığı, yenilikçiliğin teşvik edildiği, fikri mülkiyet haklarının uluslararası düzeyde korunduğu bir Türkiye bu bakımdan daha güçlü ve şanslı olacaktır. Uzun vadeli doğru stratejilerin uygulanmasıyla Türk ilaç sektörü uluslararası rekabet gücü yüksek bir endüstriye sahip olabilecek ve potansiyellerini değerlendirebilecektir.
Soru : Türkiye’deki patent koruması yeterli mi?

Cevap : Ülkemizde patent yasası 1995 te kabul edilerek 1999’dan itibaren uygulanmaya başlandı. Bu yasa sadece 1995 yılından sonra patent almış ürünlere koruma sağlıyor. Ancak bir çok ürünün patentleri 1995 yılından önce alındığı için, bunlar ülkemizde mevcut bulunan patent korumasından yararlanamıyorlar.
Soru : Ulusal İlaç Kurumu’nun kurulması gerektiği ifade ediliyor. Bu kurumun işlevi ne olacak, ne olmalı?

Cevap : AİFD olarak Türk ilaç sektörünün böyle bir kuruma ihtiyaç duyduğuna inanıyoruz. Dünyaya açılma ve Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde, ilaç sektörünü uluslararası standartlara kavuşturmak ve küresel rekabet gücünü artırmak açısından Ulusal İlaç Kurumu çok önemli bir rol oynayabilir. Sektördeki kurumlaşma düzeyini hızla yükseltecektir.

Ancak bu kurum oluşturulurken sektörün tamamını kapsayan bir görüş alış verişi ortamı sağlanmalı, uluslararası standart ve normlarla barışık bir yaklaşım sergilenmelidir. Doğru bir yaklaşımla kurulduğu ve çalıştığı takdirde Ulusal İlaç Kurumu sektörde uluslararası standartları hayata geçiren, AB ile uyum sürecini hızlandıran ve yabancı sermayenin önündeki bürokratik engelleri ortadan kaldıran bir kurum olabilir.
Soru : Uygulamalar ile ilgili denetimi nasıl sağlıyorsunuz?

Cevap : Denetim konusunda, uygulamalar ile ilgili şikayetleri kabul eden ve değerlendiren bir denetleme kurulumuz görev yapıyor. Şikayet mekanizması, Nisan 2004’ten itibaren işlemeye başladı. Bugüne kadar 120 şikayet yapıldı. Bunların çoğunluğu üye firmaların diğer firmaları şikayetleriydi. Hekimlerden (2) ve basından (2) gelen şikayetler de AİFD Tanıtım Denetleme Kurulu tarafından incelenip, kendi süreci içinde karara bağlandı.

Tanıtım Denetleme Kurulu, ikisi bağımsız, beşi ise firma temsilcilerinden oluşan 7 kişiden oluşuyor. AİFD Genel Sekreteri bu kurulun tarafsız başkanı, yani oy kullanmıyor. Kurul, ilaç sektöründe saygınlığı olan, objektif bakış açılarından şüphe duyulmayacak kişilerden, firmaların oylarıyla seçilen kişilerden oluşturuldu.

Şikayetler, firmalardan, şahıslardan veya basın organlarından gelebildiği gibi, herhangi bir kişi basından izlediği bir haberi referans göstererek de şikayette bulunabiliyor. Sözgelimi, bir üye firmamız, diğer bir üye firmamızın bir davranışını etik kurullara uygun bulmadığını bildirebiliyor. Öncelikle genel müdür düzeyinde üst düzey bir temas kurulmasını tavsiye ediyoruz. İki genel müdür arasında görüşme sağlanıyor. Bu görüşmeden sonuç alınamazsa Tanıtım Denetleme Kuruluna başvuruluyor.

Şikayetle ilgili durum bu aşamaya geldiğinde, AİFD Genel Sekreteri buradaki mekanizmayı harekete geçiriyor. Kurul raportörü konuyu inceliyor ve bir rapor hazırlıyor. İlk toplantıda konuyu gündeme getiriyoruz. Toplantıda, rapor eşliğinde firma temsilcilerini dinliyoruz ve Kurul üyeleri tartışıp karar veriyorlar. Eğer ilgili firmaların temsilcileri, Tanıtım Denetleme Kurulu’nun üyesi ise tarafsızlık adına karar aşamasında müdahil olamıyorlar.

Şikayetler, İEİS’ten veya İEİS üyesi firmalardan da gelebiliyor. Benzer şekilde derneğimizin üyesi bir firma da İEİS üyesi bir firmayı şikayet edebiliyor. Derneğimiz üyesi olmayan bir firmaya yaptırım uygulayamıyoruz ama İEİS’e konuyla ilgili bilgi veriyoruz. Kendileri üyelerini bu konuyla ilgili uyarıyorlar. Ortak bir denetleme kurulumuz da var. Bu kurul bir anlamda, temyiz mekanizması işlevine sahip olarak düşünülebilir. Çözülemeyen bir sorun, iki tarafın müşterek kurulu olarak kabul edilebilecek bu kurul tarafından değerlendirilebiliyor. Bu kurulun fonksiyonuna bugüne kadar ihtiyaç duyulmadı ancak gerektiğinde başvurulmak üzere yapılandırıldı.
Soru : Ülkemizde veri koruması uygulaması yeterli bulunuyor mu?

Cevap : Uygulamada iki önemli sorun bulunmaktadır. Türkiye, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) üyesi olarak, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) anlaşması gereğince 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren veri korumasını uygulamakla yükümlüydü. Avrupa Birliği Ortaklık Konseyi’nin 2/97 sayılı Kararı ve bu kararda belirtilen 87/21 sayılı Konsey Direktifi ise (daha sonra yapılan değişlikle 2001/83 sayılı Konsey Direktifi olmuştur) en geç 2000 yılı sonu itibariyle Türkiye'de verilerin en az 6 yıl süre ile korunması uygulamasının başlatılmasını gerektiriyordu.

Ancak Türkiye veri korumasını 4 yıllık bir gecikmeyle uygulamıştır. Bu durumda 2000 – 2005 arasında yapılan ruhsat başvurularında veri korumasının uygulanıp uygulanmayacağı konusu halen açıklığa kavuşturulamamıştır.

Bir başka sorun da herhangi bir Avrupa ülkesinde yapılan ruhsat başvurusunun, Türkiye için de veri koruma süresinin başlangıcı olarak kabul edilmesidir. Ülkemizdeki ruhsat başvurularının sonuçlandırılmasının bazen 2 yılı bulduğunu düşünürsek, bu uygulamanın veri koruma süresini fiilen kısalttığı çok açıktır.
Soru : Veri Koruması nedir? Hangi yaptırımları getirir? Süresi ne kadardır?

Cevap : Veri koruması, patent için aldıkları sürenin büyük bir bölümünü ilacı araştırma ve geliştirmeye ayıran araştırmacı ilaç firmalarını bu yöndeki çalışmalara teşvik etmeyi amaçlayan bir fikri mülkiyet hakkı uygulamasıdır. Yenilikçi ve yaşam kalitesini yükseltecek ilaçlar geliştiren firmaları haksız rekabetten korur. Araştırmacı firmanın ruhsat başvurusu için yetkili makamlara sunduğu verilerin, rakip firmalar tarafından referans alınmasını veya bu firmalara ifşa edilmesini engeller.

Veri koruması süresi ABD’de 5 yıl, AB ülkelerinde ise 2004 yılının sonununa kadar 6 – 10 yıl olarak uygulanmaktaydı. Bu tarihten itibaren AB de bu süre 8+2+1 yıl olarak kabul edildi. Türkiye de 1 Ocak 2005 itibarı ile veri korumasını 6 yıl olarak uygulamaktadır.
Soru : Veri koruması uygulaması yeni ilaç geliştirmeyi nasıl teşvik etmektedir?

Cevap : Yeni bir ilacı geliştirerek insanlığın hizmetine sunmak ortalama olarak 12 ile 13 yıl arasında değişen bir süre gerektiriyor. Dolayısıyla, ilaç piyasaya çıktığında patent koruması altında sadece 7 - 8 yıl gibi bir süre kalıyor. Bu süre ABD ve Avrupa ülkeleri gibi gelişmiş ülkelerin pazarları için geçerlidir. Diğer ülkelerde, örneğin Türkiye’de yeni ilaç için ruhsat alabilmek de bazı durumlarda 2 yılı geçebilen bir süre gerektiriyor. O durumda patent koruması altında kalan süre daha da kısalmış oluyor. Oysa ilacı geliştirmek için neredeyse bir milyar Euro’ya yakın yatırım yapan firmanın, bu yatırımın geri dönmesini sağlaması gerekiyor. Araştırma ve geliştirme çalışmalarına yeni kaynaklar ayırabilmesi ve yeni ilaç geliştirme faaliyetlerini sürdürebilmesi buna bağlıdır. Bu nedenle, firmanın yıllarca insan gücü, zaman ve kaynak ayırarak elde ettiği ilaca ilişkin verilerin, patent hakkı bitmiş olsa bile, haksız ticari kullanıma karşı makul bir süre daha korunması, yatırımın geri dönüşü açısından nefes aldıracak ve bu tür çalışmaları sürdürmek için bir teşvik aracı olacaktır.
Soru : Yeni bir ilacın geliştirilme süreci hangi aşamalardan geçiyor?

Cevap : İlaç araştırmalarının başlangıç safhasında, uzun laboratuar çalışmaları sonucu geliştirilen binlerce molekülün arasından hastalık üzerinde olumlu etki yapabilecek veya yaşam kalitesine katkı sağlayabilecek bir molekülün tespit edilmesi yer alır.

Yeni keşfedilen molekülün buluş hakkı için patent başvurusu yapılır (ABD’de Amerikan Patent Enstitüsü’ne). Başvuru kabul edilirse 20 yıla kadar patent hakkı alınır.

Yeni molekül için, ilaç sektöründe yetkili bir makama (ABD örneğinde FDA-Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu) başvuru yapılır ve araştırma onayı alınır. Öncelikle molekülün, toksik olup olmadığı ve farmakolojik açıdan etkileri laboratuar çalışmalarıyla araştırılır.

Laboratuar ortamında güvenli bulunan molekül için yeniden yetkili makamlara başvurularak, klinik çalışmalar ve insanlar üzerinde araştırma yapılabilmesi için izin alınır. Katılımı gönüllülük esasına dayanan, insanlar üzerindeki klinik araştırmalar 3 aşamadan oluşur ve uzun bir zaman alır.

Faz I adı verilen birinci aşamaya kontrollü bir hastane ortamında sayıları 20 – 80 arasında değişen sağlıklı gönüllüler katılır. Amaç; ilacın dozunun belirlenmesi, vücut tarafından nasıl metabolize edildiği ve vücuttan nasıl atıldığı konusunda veri toplamak ve akut yan etkileri saptamaktır.

Faz II adı verilen ikinci aşamaya, ilacın tedavi etmeyi hedeflediği hastalığa yakalanmış 100 – 300 gönüllü hasta katılır. Amaç; ilacın etkin ve güvenli olduğuna dair veri toplamaktır.

Faz III adı verilen üçüncü aşamaya 1000 – 3000 gönüllü hasta katılır. Amaç ilacın etkinliğini ve yan etkilerini görmek, standart tedaviyle karşılaştırmasını yapmaktır.

Bazı durumlarda ilaç onaylandıktan ve piyasaya sürüldükten sonra da klinik çalışmalar sürer.

Faz IV adı verilen bu aşamada amaç ilacın uzun vadeli risk ve yararları ile uygun kullanım dozu hakkında veri toplamaktır.

Bu süreç ortalama olarak 12 – 13 yıl sürer. (Kaynak: EFPIA – Avrupa İlaç Endüstrileri ve Birlikleri Federasyonu web sitesi).
Soru : Yeni bir ilaç geliştirme sürecinin araştırmacı ilaç firmalarına maliyeti nedir?

Cevap : Araştırmacı ilaç firmaları bütçelerinin yaklaşık yüzde 15-20’sini araştırma ve geliştirme faaliyetlerine harcarlar. Bu oran elektronik, havacılık veya otomotiv gibi yüksek teknolojili bazı sektörlerden daha yüksektir. Yapılan son araştırmalar, yeni bir molekülün keşfi ve geliştirilerek ilaç haline getirilmesi sürecinin ortalama maliyetinin yaklaşık 900 milyon Euro’ya ulaştığını ortaya koymaktadır (Kaynak: EFPIA – Avrupa İlaç Endüstrileri ve Birlikleri Federasyonu web sitesi).
Soru : Yenilikçi ilaçların topluma katkısı nedir?

Cevap : Yenilikçi ilaçlar insanların yaşam kalitelerini yükseltirken, yaşam sürelerini de uzatıyorlar. Ancak topluma tek katkılarının bundan ibaret olduğu söylenemez. Bu ilaçların doğru ve yerinde kullanılması çalışanların işlerini yapmasına olanak sağlıyor; sakatlıkları, ameliyatları, hastanede yatarak tedavileri azaltıyor. Hastalığın tedavisi için yapılan harcamayı düşürüyor. Sağlık hizmetlerinin kalitesini yükseltirken, maliyetini düşürüyor. Bunun yanı sıra ilaç endüstrisinin gelişmesine ve güçlenmesine katkıda bulunuyor, yatırımları artırıyor. Yenilikçi ilaçlar her bakımdan toplum için değer yaratıyorlar.
ÜYE GİRİŞİ
İşletim sisteminiz Flash Ögeleri Desteklemiyor. Yüklemek için tıklayınız.
AİFD İÇİNDEN
Krizden çıkmanın yolu
SİTE İÇİ ARAMA
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ? ÖNEMLİ TERİMLER SİTE HARİTASI YARARLI LİNKLER GİZLİLİK-KULLANIM KOŞULLARI İLETİŞİM
Abbott Laboratuvarları İthalat İhracat Tic. Ltd. Şti.ABBVIE Tıbbi İlaçlar San. ve Tic. Ltd. Şti.Actelion İlaç Tic. Ltd. Şti.Alcon Laboratuvarları Tic. A.Ş.Alexion İlaç Ticaret Ltd. Şti.Allergan İlaçları Ticaret A.Ş.Amgen İlaç Ticaret Ltd. Şti.Astellas Pharma İlaç Tic. San. A.Ş.AstraZeneca İlaç Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.B.Braun Medikal Dış Ticaret A.Ş. Bausch+Lomb Sağlık Optik Ürünleri Tic. A.ŞBayer Türk Kimya San. Ltd. Şti.Boehringer Ingelheim İlaç Ticaret A.Ş.Bristol-Myers Squibb İlaçları A.Ş.Celgene İlaç Pazarlama ve Tic. Ltd. Şti.Chiesi İlaç Ticaret A.Ş.Daiichi Sankyo İlaç Ticaret Ltd. Şti.Eczacıbaşı-Baxter Hastane Ürünleri San. ve Tic. A.Ş.Ferring İlaç San. ve Tic. Ltd. Şti.Fresenius Kabi İlaç Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.Gilead Sciences İlaç Tic. Ltd. Şti.Glaxo Smith Kline İlaçları A.Ş.İ.E. Ulagay İlaç San. Türk A.Ş.Johnson&Johnson Sıhhi Malzeme Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.Lilly İlaç Tic. Ltd. Şti.Lundbeck İlaç Ticaret Ltd. Şti.Merck İlaç Ecza ve Kimya Tic. A.Ş.Merck Sharp Dohme İlaçları Ltd. Şti.Nestle Türkiye Gıda San. A.Ş.Novartis Sağlık, Gıda ve Tarım Ürünleri San. ve Tic. A.Ş.Novo Nordisk Sağlık Ürünleri Tic. Ltd. Şti.Numil Gıda Ürünleri San. ve Tic. A.Ş.(Nutricia Medikal Beslenme)Pfizer İlaçları Ltd. Şti.Roche Müstahzarları Sanayi A.Ş.Sanofi Aventis İlaçları Ltd. Şti.Servier İlaç ve Araştırma A.Ş.Shire İlaç Ticaret Limited ŞirketiTakeda İlaçları Tic. Ltd. Şti.U.C.B. Pharma A.Ş.
AİFD, IFPMA (Uluslararası İlaç Üreticileri ve Dernekleri Federasyonu) ve EFPIA (Avrupa İlaç Sanayi ve Dernekleri Federasyonu) üyesi bir kuruluştur.    
© Copyright 2007-2008. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Son Güncellenme : 23.07.2014
XHTML 1.1 CSS